sprey
Bir zamanlar içleri renklerle dolup taşan sprey şişeleri şimdi başka bir yük taşıyor. İçlerinde ses kalmadı, basınç kalmadı, hareket kalmadı; ama hafıza kaldı. Elimde eskimiş, çürümüş, sokaklarda tükenmiş bir nesneyi seramikle yeniden kuruyorum. Kullanıldıktan sonra değersiz sayılan şeylere yeniden bakıyorum.
Bu yalnızca bir nesnenin hikâyesi değil. Ötekileştirilen, parça parça eksiltilen, sessizleşmeye zorlanan bir hâlin izleri burada duruyor. Kaybedilen şeyler tek tek değil; hep birlikte kaybedildi. Buna bakan gözler kapatıldı, söyleyen sözler susturuldu, itiraz edenler geri itildi.
Şimdi geriye ne kaldı diye bakıyorum. Eğilip bükülmüş, içi boşaltılmış bir form. Ama hâlâ ayakta. Hâlâ burada. Yüzeylerdeki izler yalnızca görüntü değil; bastırılmış olanın dışarı sızmış hali. Bu işler sprey şişelerini değil, geride kalanı anlatıyor.



































